Mavi Kelebek
seni popi yapacam ben tumblr popisi

benden popi olmaz ya , hem de hiçbir ortamda. ben uygun değeleeem.

HaHaHaHaHa emo gülüşü

Snn i$in qUcUnN yoc mu KısamMmMm !! ? xDéé

aşkıııımmmm<3 ikizim-bitanem-hayatımın anlamı sana soru sormak yerine yalakalık yapacam hahahah !!

ahhh bir de bana yardım etsen :D

Birazcık.

Evet , değişiyorum. Ama arkama baktığımda gördüğüm kişi olmadığım için mutluyum. Neden geride bıraktığım kişi olmak isteyeyim ki ? 

Önümüzdeki beş ayı problemsiz atlatabilirsem oldukça mutlu olacağım. Daha da mutlu olacağım , daha da rahat olacağım. Annem sadece duygusal ihtiyaçlarımın peşinden koşmaya başladığımı düşünse de hissettiğim baskı ve dostum olmaması beni daha da ihtiyaç sahibi biri yaptı… 

Evet. Ben birini sevmek istiyorum.

Birazcık sıcaklık istiyorum.

Ben sadece

Y A L N I Z hissediyorum.

Lisede hiç gerçekten arkadaşım yok. Sadece iyi arkadaşım var , dostum yok… Eh bu da bana bazı şeylerin eksikliğini daha da hissettirdi. Aşk gibi mesela. 

Tanrı

        Tanrı’ya inanmayıp , mitolojik tanrılara inanıyor olmam beni saçma biri yapıyor değil mi ? Bence de. 

Fakat benim inanmadığım kitaplarda yazan tanrıdır. Benim inanmadığım cinleri ve insanları kendisine kulluk etmesi için yarattığını ”küstahça” söyleyen , onun koyduğu kurallara - neden uymamız gerektiği bile belirsiz olan - uymazsak bizi ölümümüzden sonra cezalandıracağını söyleyerek başımıza peygamberleri diken tanrıdır. Benim inanmadığım elçilerinden bir tanesinin bile ”kadın” olmadığı , üstüne üstlük bir de kadınları kapatan tanrıdır.

Bunu hep merak etmişimdir. Bence kadın denen varlık , o dişi şey , sanatsal estetik ile insansı özelliklerin harmanlanmasından oluşan harika bir varlıktır. Peki neden bu iki dinde - müslümanlık ve yahudilik - kadınlara kapanmasını emrediyor ? - Gerçekten emrediyor mu ? - Bu bile bence kadından korkulduğunu gösteriyor , erkeklerin kadınlardan korktuğunu ve kendi nefslerine sahip çıkamayacak olmalarından dolayı kadınların kapanması gerektiğini söylediklerini gösteriyor. O zaman bu , tanrıyı erkek yapmıyor mu ?  ”… tanrı şoven bir erkektir. OSHO”

Şüphesiz dinler , insanların saplantılı davranışlardan kaçınmaları ve güzel ahlaklı olmalarını öğütlemelerinin yanında dünyada bitmek tükenmeyecek en büyük endüstri ve insanları kullanma aracıdır. Böylece insanların gelişimleri önlenir , gelişmemiş insan milletine ve dinine eğitimli insandan daha bağlıdır. Böyle bir insanı kontrol etmek kesinlikle çocuk oyuncağıdır.

Neden hıristiyanlığı bunların arasına katmadım ? Dünyanın ”3 büyük dinden birine” mensup insanlarından büyük çoğunluğu bu dinden olduğu için mi ? Hayır. Kim ne derse desin Hıristiyanlık diğer iki dinden farklıdır ve ”katoliklik” haricinde yumuşaktır. Onlarda da bunu bir sapkınlık haline dönüştürenler yok mu ? Elbette var. Fakat hiçbir kadın rahibe gibi giyinip sokaklarda dolanmaz , cidden böylesine inançla ve tutkuyla bağlıysa dinine , rahibe olur ve kendini manastıra kapatır ; topluma yardım amaçlı işlerde çalışır. Hıristiyanlıkta biraz simya vardır.

Ben ateist değilim. Ben agnostiğim. Ben varedene ve varolana inanırım. Ama ben emirler yağdıran tanrıya karşıyım , ben böyle bir tanrıyı reddediyorum. Ben varetme sebebinin kendisine kulluk etme amacı taşıdığını küstahlıkla söyleyebilen bir tanrıya inanmıyorum. Benim inancıma göre bizim tanrı ve ya allah dediğimiz bir kuvvet vardır ve dünya zıtlıklar üzerine kurulmuştur. Kötülük şeytanın tanrıya karşı gelmesiyle değil , iyiliğin varolması için vardır. Günah olmayan yerde sevap da olmaz. Bizi vareden ve sebebini söylemeyen bir kuvvet var. Bu kuvvet bizi korkutmuyor , bu kuvvet bizi tehtid etmiyor. Bizi iki yüzlülüğe , menfaat için iyilik yapmaya , doğru düzgün davranmaya yönlendirmeyen bir tanrı. Bu öyle bir güçtür ki kudreti hakkında bence biz ,  beyninin sadece %1’ini kullanabilecen varlıkların düşününce bile bir anlam veremeyeceği bir kudrete sahiptir. 

Fakat beni vareden şey , bana diğer canlılar gibi dikenler , yapraklar , pençeler , kürkler ve dişler vermemiş yerine kendimi koruyabilmem için beyin ve hissedebilmem için duygular vermişse ben onu da yargılarım , onun hakkında da düşünürüm ; yargılayabilmeliyim , düşünebilmeliyim.

Tanrı vardır , sizin bildiğiniz gibi değil.

Tanrı vardır , sizin inandığınız gibi değil.

Tanrı yoktur , sizin tapındığınız gibi.

Bu da benim düşüncelerim.    

Ha bir de tabii annemin bana  :

 ”Müzikallerde sopranolar tercih ediliyormuş…” demesinin de etkisi var. Cümlesinin sonuna ”içinden”   ‘boşver’ eklediğini de biliyorum. 

( Müzikallerde mezzosopranolar , yardımcı oyuncudurlar. )

Buradakiler ismimi bile bilmiyor ha …

İşte önceki ismim de Apple’dı. Öyle bilen biliyor. Boşverin gerçek ismimi :P 

Öncelikle kendimi tanıtma bölümümün ne kadar yetersiz olduğunu farkettim ve ben de şu ”müzisyenlik” meselesine bir açıklık getirmek istedim. ( Merak eden yok da neyse. )

27 Temmuz 2009’dan beri piyano çalıyorum. Piyano çalmaya başlamamla birlikte sadece ”ünlü olmaktan” ibaret olan ergenlik fantazilerim bir anda büyük bir müzik tutkusuna dönüşüverdi. Piyanoya başlama sebebim kulağımı geliştirebilmek ve daha doğru dürüst şarkı söyleyebilmek içindi. Ama sonra piyanoya karşı büyük bir sevgi beslemeye başladım. Hiçbir zaman bu konuda yeterli olduğumu düşünmesem de insanlar benim sesimden daha çok beğeniyordu çalmamı. Çok uzun süredir çalmasam da oturduğumda ufak tefek hatalar yapıp , 4 yaşında başlayarak benim yaşımda konçertolardan birini yalayıp yutmuş biri gibi çalamasam da… Bütün hocalarım bana kendime güvensizliğim ve kulağımın ”sınavı geçebilecek” kadar gelişmemiş olması dışında tüm dürüstlükleriyle çok iyi bir piyanist olabileceğimi ve çok iyi piyano çaldığımı söylediler. Ben ise şarkı söylemek istiyordum. Sonuçta ensturmana başlamamın başlıca sebebi de buydu. 

Müzik kulağım geçen seneki derslerde epeyce gelişmişti. Sesimi de daha iyi kullanır hale gelmiştim fakat hala sesimi çok iyi kullanamam bu sesimin yetersizliğinden değil sesimin farkında olamamamdan bence. Sanıyorum 2.5 oktav - kafa sesiyle ne kadar ilerleyebilirim bilmiyorum - genişliğinde , mezzosoprano türünde bir sese sahibim. 

Yetenek sınavlarında hiçbiri yardımcı olamadı bana. Kendime güvensizliğim ve heyecandan sesimin kısılmasını bir kenara koyacak olursak , torpilli olanlar benden öndeydi. İzmir’de başvuru 200 bulabiliyor ve bu beni iyice gerilere itecek olduğundan dolayı Kütahya’da sınavlara girdim. İki hafta geçirdim orada , oradaki tek öğretmenden ders aldım , diğer öğrencilerle birlikte. Sınavlarda beni hazırlayan öğretmen olarak , Kütahya’dakinin ismini vermiş olsaydım şuan orada olabilirdim. Tiyatrocu olmak isteyen fakat not ortalaması ancak düz liseye yettiği için - diğerleri gibi - sanat lisesini deneyecek olan ve sadece 6 gün o hocadan ders alan arkadaş 42 puan alırken ben de 43 puan aldım. Daha sonradan bana kendi ağzıyla söyledi sınavda onlara taklit yapmış ve onun sırasını yükseltmişler. Zaten sınava giren herkes birbirini tanıyordu. Biz küçük yerde şansım artar diye düşünürken , küçük yerde herkesin birbirini oldukça iyi tanıdığını unutmuştuk.O arkadaş 26. sıradaydı ve normal kurallar çerçevesinde almaları gereken 30 kişiyi almış olsalardı o şuan orada eğitimini görüyor olacaktı ben de 33. kişi olarak belki yedeklerden girerim umuduyla okullar açılana dek haber bekliyor olacaktım. Fakat 25 kişi aldılar ve ikinci sınavda kazanmadı ve ben de kırıldığım için sınava girmedim.

Mozart , Bach kim , ne tür müzik yapıyorlar diyenler… Chopen çaldığında sıkıldım diyenler… Bunlar şuan orada… Benimse hayallerim ve umutlarım bir daha düzelmemek üzere yıkıldı , parçalandı. Tamamen kırıldım. Kütahya’dan döndüğümden beri orguma elimi sürmedim. Bir kaç kere denedim , içimde bir şeyler kıpırdandı ama acı çektim ve durdum. Şuan öylece duruyor , biraz da tozlandı fakat geçen hafta cesaret edip kaç ay sonra çantasından çıkarttığım içinde mutluyum. Şarkı söylemeyi seviyorum hala , döndükten sonra şan dersi almayı denedim. Okul açıldığında bir kursa yazıldım fakat hocaya müzisyen olmak istediğimi söylediğimde böyle bir şey düşünmek için erken diyince yine hayallerim yıkıldı, tekrar. Sadece hobi olarak bakarsam daha başarılı olurmuşum. Kendimi sıkmazmışım… 

İnsanlara yeteneksiz olmadığımı - kendi aileme bile - kanıtlamayı çok istiyordum. Çünkü ben çevremdekilerin gözünde harika resim yapan fakat aptal gibi resim değil de müzik bölümünün sınavlarına girerek şansını zorlayan , başaramayacak bir kızdım. Aptaldım. Haklılardı , başaramadım. Ama pişman değilim. Müzikal bilgimle gurur duyuyorum. 

Bu da beni oldukça olgunlaştırdı. 

Sevgili sınıf arkadaşlarım;

Sırf sizin o sikindirik durumlarınızı beğeneyim diye benim durumlarımı, paylaştığım sizin beğendiğiniz lakin adını bile bilmediğiniz grupları, şarkıları beğenmeyin. Sorsam “Queen” kim diye mal gibi bakarsınız suratıma “o ne lan” dersiniz. Benim sinirlerimi tepeme çıkarmayın. Siktirin gidin arabesk rapınızı dinleyin.

Evanescence severim derim ; ıh şey ben pek yabancı sevmem derler. Paylaştığım AmyL. resimini beğenirler. Sonra ben de bilgisayarın başında sinir krizi geçiririm. 

OneD.’nin şarkısının ismini yazarım , birbirlerinin telefonlarına Tripkolik midir Fundi mi ne  - ismi nasıl yazılıyor onu bile bilmiyorum - onların şarkılarını atan adamlar gelip durumumu beğenir. 

Gidin lan , işiniz gücünüz mü yok ? Ben sizin siyah çerçeveli rayban gözlüklerle verdiğiniz , dudak büken fotoğrafları ve popi özentisi durumlarınızı beğenmiyorum, Sizde bana bulaşmayın… 

Aslında kafamda bir sürü fikir var …

 Oturup yeni bir şeyler yazmak istiyorum. Sonra uzun süredir devam edemediğim ”Beyaza Sıçrar Kan” ’ ı hatırlıyorum. Biliyorum değişik bir ismi var fakat ben konuya oldukça uygun olduğunu düşünüyorum.

Hem ben diğer insanlara ”saçma” gelen değişik şeylerin aslında ”çekici” ve seçkin olduğunu düşünüyorum. 

Sonra ”Tanrıların Soyağacı” ismini verecek olduğum bir resim tasarlıyorum kafamda , geçen haftasonundan beri. Fakat bir türlü cesaret edip başlayamıyorum. Çünkü ben işin yapma kısmını seviyorum , süslemesi benim gibi aceleci birinin elini oyalıyor ve sıkılıp bırakıyorum. Bırakmamalıyım… 

İşte. Sonrada içimde birikenleri elimde imkan varken oturup yazarak ve ya çizerek boşaltmadığım için insanların farketmediği tamamen kendi içimde duygu patlamaları yaşayarak dolanıyorum etrafta ve bu da beni oldukça ”dengesiz” yapıyor.